4 Kasım 2016 Cuma

Hukuki Boyut, Siyasi Boyut

          Ülkemizin gündemine aniden oturan, HDP'li milletvekillerin göz altına alınması olayını, daha önceden tahmin etmeyen yada beklemeyenler için açıklamak ve bu tutuklanmanın sebebini tanımlamak gerektiğine inanmaktayım. Haziran ayında TBMM Genel Kurulunda 367 oy çoğunluğu ile kaldırılan milletvekillerin dokunulmazlığı üzerine haklarında dokunulmazlık davaları bulunan 138 milletvekilinin toplam 667 davası üzerine yasal işlem başlatıldı. Davası bulunan 138 milletevekilinin 27'si AK Parti, 51'i CHP, 50'si HDP, 9'u MHP milletvekilleri ve Ankara Bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka'dır.
          Haklarında hukuki dava açılmış olan 138 vekilin, ifade vermek için çağırıldıkları ve bu süreç içerisinde MHP Genel başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin dahi ifade verdiği bilinmektedir. Ancak, bu sürece karşı oldukları tutumunu daima öne süren HDP milletvekilleri, ifade vermeleri için çağırılmaları halinde katılmayacaklarını ve kesinlikle ifade vermeyeceklerini belirtmişlerdi.
          Hukukun üstün tutulduğu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde, haklarında suç duyurusu bulunan bu milletvekillerin defalarca çağırılmasına rağmen bu davetleri red etmeleri sonucunda bu tutumla karşı karşıya kalınması kaçınılmazdı ve olması gereken oldu. İlk etapta bu bir tutuklama değil, haklarındaki soruşturmalara karşı ifade vermek için polis tarafından savcılığa yönlendirilmeydi. Bu suç duyurularına karşı savcılık tarafından alınan ifadeler doğrultusunda hukuk devletinin üstünlüğü ve hukuki işlemlerin eksiksiz uygulandığı, serbest bırakılan HDP milletvekilleri üzerinden anlaşılabilir. Bu ifadeler sonucunda bugün itibari ile tutuklanan milletvekillerinin de tutuklanması, ülkemiz için sevindirici bir haber olmaktadır. ''Hukuk, demokrasinin vazgeçilmez unsurudur.'' sözünden hareketle, hukuk karşısında, Osmanlı padişahı, Fatih Sultan Mehmet Han'ın dahi ifade vermek üzere mahkemeye gittiği bilinmektedir. 
          Demokrasi ve hukukun kesinlikle birbirinden ayırt edilemeyeceği, bu tutuklanmaların demokrasiye aykırı bir tutum olduğunu savunanlar ve bunu bulundukları mecralarda haykıranlara, çok komik olmasına rağmen demokrasi tanımını tekrar incelemelerini tavsiye ediyorum. 
          Olayın siyasi boyutunu kısaca yorumlamak gerekirse, siyasiler bu tutuklanmaları çok farklı yönlere çekmeye çalışmaktadırlar. Türkiye'de hukuka ve demokrasiye aykırı tutumlarda bulunanların tutuklanmasının başta Almanya ve Avrupa Birliği olmak üzere, tüm dünya ülkelerini endişelendirmesi ne yazık ki üzücüdür. 
          Hukukun üstünlüğüne inanılan demokrasi anlayışında, haklarında hukuki işlem başlatılan bireylerin (milletvekilleri dahi olsa) hukuk tarafından yargılanacağını bilmek biz vatandaşların içini rahatlatan yegane unsurdur.

29 Ekim 2016 Cumartesi

Yerli Malı, Üstelik Tamamen Şeffaf Üretim!

             Son zamanlarda ülkemizde özellikle yabancı firmalar tarafından binbir sırlı yöntemlerle üretilen ve Dünya'da tekelcilik olarak görülebilecek pek çok ürünün halkımız tarafından zararlarının farkına henüz varıldığını görüyorum. Bu ürünlerin herkes tarafından bilinen ikisi; ''Coca Cola ve Nutella''. 
Coca Cola'nın içerisinde ne olduğu ile ilgili ne zaman araştırma yaparsanız yapın, inanın ya da inanmayın böceklerden başlayıp formülünü Dünya'da sadece iki kişinin bildiğine kadar giden haberlerle karşı karşıya kalırsınız. Biraz daha ileri gidilebilirse affedersiniz ama kola ile giderilen araç pasları, temizlenen tuvaletlere kadar varan görsellerle karşılaşmak barizdir. Bunların tamamının bilinmesine rağmen hala tüketilmesi aslında beni şaşırtmıyor, çünkü sigara tüketiminin tavan olduğu bir toplumda yaşıyoruz biz. Bize zararlı yada yasak denmesi biz Türkleri adeta cezbeden kilit sözler. 
              Nutella'ya gelindiğinde ise sır perdeleri ile kapanıyor formüller, Dünya'da pek çok çikolata üreticisi var ancak Nutella'nın tadını hiçbirşey yakalayamıyor. Aslında en acı lezzetlerden birisi de Nutella'dır. Palm oil yani palmiye yağı olarak bilinen maddeyi kullanan Nutella üreticileri, doğal dengeyi ve biyolojik çeşitliliği yok ediyor. (Yazımın sonunda palmiye yağının doğadaki yeri ve önemi ile ilgili haberleri ve araştırmaları link olarak koyacağım.) Kapitalizm'in bize katmış olduğu uçsuz bucaksız tüketicilik arzusu sebebi ile artık insanlar (ne pahasına olursa olsun!) istediklerini elde etmeye alıştırıldılar. Şimdi bir kaç soru sormadan edemeyeceğim; hiç düşünüyor muyuz önümüze gelen atıştırmalıkların abur cuburların ne şartlarda üretilip geldiğini, yada araştırıyor muyuz? Peki özellikle ülkemizde kaçımızın etiket okuma gibi bir alışkanlığı var, daha da ziyadesi kaçımız ürünlerin içindeki zararlı maddeleri biliyoruz? Ne yazık ki, çevrenizde bu insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. 
             Peki sizlere tamamen üretiminin şeffaf bir biçimde ve bu dünya koşullarında oluşturulabilecek en doğal ürünlerin üretildiği bir tesisin olduğunu ve bu tesisin ülkemiz Türkiye'de bulunduğunu söylesem şaşırır mısınız? Tüketimine % 100 Türk sermayesi olmasına rağmen yeterince hassaslık gösterilmediğine inandığım bu marka, Dünya'da sahip olduğu distribütörlüklerle Dünya sermayesinde sağlam bir konumda bulunmakta. Elimizde bu kadar değerli bir marka varken lütfen daha hassas davranalım ve ne olduğu bile belli olmayan, kapital düzenin markalaştırıp önümüze serdiği ürünlere karşı hassas olalım. Unutmayın! Bir şeyi herkesin tüketmesi onun güzel olduğu ile ilgili değil, onun güzel pazarlandığı ile ilgilidir.

22 Nisan 2016 Cuma

Sorun Sensin!

Günümüz insanının temel sorunu aslında insanın kendisidir. ''İnsan Nedir?'' sorusudur. İnsanın bilinçli, doğru ve mantıklı bir tanımına ulaşamadığımız sürece, hiçbir sorunu çözmeye imkan yoktur.

Biz aşılama, budama ve ayıklama tekniğini, bağ bakımı ve bitkibilimini çağdaş bilimin en üst düzeyinde bilen, ama diktiği ağacın türünü düşünmeyip içinde yaşadığı toplumun hangi meyveye ihtiyaç duyduğunu göz önünde bulundurmayan bir bağcıya benzeriz.

A. Şeriati